Hakkımda

image-placeholder

Banu Özkan TOZLUYURT

  1974 yılında İstanbul’da doğdu. İstek Vakfı Özel Belde Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri’ni bitirdi. Ortaokul yıllarında mahallelerindeki bir düğme fabrikasında delikleri kapalı çıkan düğmeleri delerek başladığı iş hayatı lise ve üniversitede ders vererek devam etti. Annesinin de eğitimci olmasının da etkisi ile Eğitmen ve Yönetim Danışmanı olarak iş hayatına devam etti. 1996 yılından beri Kişisel Gelişim, Yönetim Kültürü, İletişim Becerileri, Çağrı Merkezi, Müşteri İlişkileri, Hizmette Kalite, Sunum Teknikleri konularında eğitimler vermektedir. Yaşam koçluğu sertifikası sahibidir ve bireysel koçluk yapmaktadır. Türkiye’nin ilk blog yazarlarından olup 2005 yılından bu yana Banu’nun Dünyası adlı sayfasında yazılarına devam etmektedir. Farklı kadın hikayelerinden derleyerek hazırladıkları “Kadının Adı Var” gösterisinin üç kadınından, iki gezgin olarak devam eden 2Kadın Anadolu’da projesinin iki kadınından biridir.  “Hayat Çocukla Güzel” adlı ilk kitabından sonra  “İmza Kızın”, “İmza Karın” “İmza Ben” üçlemesinin de derleyicilerindendir. Evli ve Duru adında bir kız çocuğu annesi, Pamuk adında bir köpek, Mia adında bir kedi sahibidir.  www.banunundunyasi.com www.banutozluyurt.com  

Belki Nihan'sınız belki Cengiz belki de Kamer

  Evin içinde, paramparça olmuş kadehlerin üzerine basarak hızlı adımlarla bir o yana bir bu yana yürürken elinde sımsıkı tuttuğu kol düğmesi canını acıtıyordu. Böyle olsun istememişti. Aynı bedende ayrı kollar, aynı kol düğmesi gibi.. Nihan ölmüştü. Kalbi atıyordu oysa. Ölüm. İlla kalbin durması mı demekti? Akrep olup sokmuştu Cengiz’i kelimeleriyle son defa, gece gece… Cengiz, önce kelimelerle sevişmiş, sonra en hırçın haliyle saplamamış mıydı zehirli dilini Nihan’ın kalbine?  Bastığı her cam kırığının çıkardığı ses, bir anda Nihan’ın iç sesi ile birleşiyor, Cengiz için bugüne kadar yaptığı her şey, ona duyduğu aşk için pişmanlık duyuyor, en çok da o anki zavallı haline kızıyordu.   Nefes alabilmek için açtığı camdan atmalı mıydı acaba kendini? Bazı intiharların kaydı tutulmaz diye bir şey okumuştu işte tam da bunu yaşıyordu o anda Nihan.  Yavaş yavaş başlıyordu çünkü her şey. Kırılmıştı, pişmandı, öfkeliydi, nefret ediyordu ve yavaş yavaş geliyordu ölüm. Konuşamazsın, anlatamazsın, ya atlar kurtulursun ya da tek başına bu odada yaşarsın. Aslında ölmüşsündür. İşte bu yüzden bazı intiharların kaydı tutulmaz, yavaş yavaş gelir.   

image-placeholder

  Dut Ağacı’nı  yazmaya başladıktan on beş gün sonra aniden aramızdan ayrılan editörüm Orkun Levent Boya’ya, yazdığım her sayfayı okuyup bana en başından sonuna kadar destek veren, yüreklendiren Lale Celepoğlu’na, romanı çocuğu gibi sahiplenen, danışmanım Nil Didem Şimşek’e, son bölümde yaktığı bir ışık ile romanın akışını değiştiren Renan Tavukçuoğlu’na, son kontrol ve manevi destekleri için Armağan Portakal ve Reyhan Kaboğlu’na, Berlin’de geçen bölümler için deneyimlerini paylaşan Bahriye Tavukçuoğlu ve Handem Güner’e, bana yazma cesareti veren Erbulak Evi ve Ayşe Erbulak, Hakan Akdoğan, Özen Yula’ya, bana inanan, romanımın sizlerle buluşmasını sağlayan Yitik Ülke Yayınları’na, sürekli çalışmama, masa başında saatlerce oturmama destek olup bana katlandıkları için kızım Duru ve eşim Erkan Tozluyurt’a teşekkürlerimle     �